- Giriş ve Konunun Hukuki Çerçevesi
1.1. Evlilik Birliğinde Sadakat Yükümlülüğünün Önemi
Sadakat yükümlülüğü, evlilik birliğinin temel yapı taşlarından biridir. Türk Medeni Kanunu’nda açık biçimde düzenlenen bu yükümlülük, yalnızca eşlerin birbirlerine cinsel anlamda bağlı kalmalarını ifade etmez. Aynı zamanda güven ilişkisini zedeleyen davranışlardan kaçınmayı, evlilik birliğini üçüncü kişiler karşısında küçük düşürmemeyi ve eşler arasındaki güven ortamını korumayı da kapsar.
Uygulamada sadakat yükümlülüğü geniş yorumlanmaktadır. Yalnızca fiziksel birliktelik değil; üçüncü kişilerle duygusal yakınlık kurulması, gizli ilişki yürütülmesi, eşin güvenini sarsacak biçimde hareket edilmesi veya evlilik ciddiyetiyle bağdaşmayan davranışlar da sadakat yükümlülüğüne aykırılık kapsamında değerlendirilebilmektedir.
Özellikle sosyal medya yazışmaları, özel mesaj içerikleri, gizli görüşmeler, ortak yaşamı zedeleyen duygusal ilişkiler ve aleni şekilde sürdürülen yakınlıklar, Yargıtay kararlarında güven sarsıcı davranış veya sadakat ihlali kapsamında ele alınabilmektedir.
1.2. Boşanma Davası Açılması Sadakat Yükümlülüğünü Sona Erdirir mi?
Uygulamada en çok tartışılan konulardan biri, boşanma davası açıldıktan sonra sadakat yükümlülüğünün devam edip etmediğidir.
Türk hukukunda genel kabul gören görüşe göre, boşanma davasının açılması evlilik birliğini sona erdirmez. Evlilik, boşanma kararının kesinleşmesiyle hukuken ortadan kalkar. Dolayısıyla dava açılmış olması, eşlerin evlilikten doğan kişisel yükümlülüklerini otomatik olarak sona erdirmez.
Bu nedenle sadakat yükümlülüğü de kural olarak boşanma hükmünün kesinleşmesine kadar devam eder. Başka bir ifadeyle, dava devam ederken gerçekleştirilen sadakatsizlik niteliğindeki davranışlar maddi hukuk bakımından hâlen kusurlu davranış olarak değerlendirilebilir.
Ancak burada önemli olan nokta, bu yeni davranışların mevcut boşanma davasında mı yoksa ayrı bir davada mı ileri sürülebileceğidir. Çünkü maddi hukuk bakımından kusurlu sayılan bir davranışın, usul hukuku açısından mevcut dosyada değerlendirilip değerlendirilemeyeceği ayrı bir meseledir.
Tam da bu noktada Yargıtay uygulamasında sıkça tekrar edilen şu ilke önem kazanır:
“Her dava açıldığı tarihteki şartlara tabidir.”
Bu yaklaşım, dava tarihinden sonra gerçekleşen olayların mevcut davadaki etkisini doğrudan belirlemektedir.
- Dava Sonrası Sadakatsizlik Eylemlerinin Kusur Değerlendirmesine Etkisi
2.1. Dava Tarihinden Sonra Gerçekleşen Olayların Durumu
Yargıtay’ın yerleşik uygulamasına göre, boşanma davalarında kusur değerlendirmesi dava tarihine kadar gerçekleşen vakıalar esas alınarak yapılır. Bu nedenle dava açıldıktan sonra meydana gelen olaylar, çoğu durumda mevcut davada doğrudan hükme esas alınamaz.
Özellikle Yargıtay 2. Hukuk Dairesi kararlarında, dava devam ederken ortaya çıkan sadakatsizlik eylemlerinin ayrı bir dava konusu yapılması gerektiği sıkça vurgulanmaktadır.
Bu yaklaşımın temel mantığı şudur:
Boşanma davası açıldığı anda taraflar arasındaki hukuki uyuşmazlığın sınırları belirlenmiş olur. Sonradan ortaya çıkan yeni vakıalar ise yeni bir uyuşmazlık niteliği taşıyabilir.
Bu nedenle dava sürerken gerçekleşen zina veya sadakat ihlali;
• maddi hukuk bakımından kusurlu davranış sayılabilir,
• ancak usul hukuku bakımından mevcut dosyada değerlendirilmeyebilir.
Yerleşik uygulamada çözüm genellikle şu şekilde ortaya çıkmaktadır:
Yeni sadakatsizlik vakıasına dayanılarak ayrı bir boşanma davası açılması ve iki dosyanın bağlantı nedeniyle birleştirilmesi.
2.2. Savunma Yoluyla İleri Sürülebileceğine İlişkin Yaklaşım
Bununla birlikte uygulamada farklı değerlendirmelerin bulunduğu da görülmektedir.
Bazı Yargıtay kararlarında, dava açıldıktan sonra gerçekleşen sadakat ihlalinin ayrıca yeni dava açılmaksızın savunma kapsamında ileri sürülebileceği kabul edilmiştir.
Özellikle güçlü ve kesin delillerle desteklenen sadakatsizlik olgularında, mahkemelerin bu vakıaları kusur değerlendirmesinde dikkate alabildiği görülmektedir.
Bu yaklaşımın dayandığı düşünce, sadakat yükümlülüğünün dava açılmasıyla sona ermemesi ve dava devam ederken gerçekleşen ağır kusurlu davranışların göz ardı edilmemesi gerektiğidir.
Ancak bu kararlar, Yargıtay’ın baskın içtihat çizgisiyle tam anlamıyla örtüşmemektedir. Bu nedenle uygulamada en güvenli yöntem olarak hâlen “ayrı dava açılması” yaklaşımı öne çıkmaktadır.
- Usul Hukuku Bakımından Yeni Vakıaların İleri Sürülmesi
3.1. Yeni Vakıaların Islah Yoluyla Davaya Dahil Edilmesi Sorunu
Boşanma davalarında en önemli tartışmalardan biri de, dava açıldıktan sonra gerçekleşen olayların ıslah yoluyla mevcut davaya dahil edilip edilemeyeceğidir.
HMK kapsamında ıslah kurumu, taraflara usul işlemlerini düzeltme veya değiştirme imkânı tanır. Ancak boşanma davalarında asıl sorun, dava tarihinden sonra ortaya çıkan yeni olayların ıslahla ileri sürülüp sürülemeyeceğidir.
Yargıtay ve özellikle Hukuk Genel Kurulu kararlarında ağırlıklı görüş, dava tarihinden sonra gerçekleşen zina veya sadakat ihlali gibi vakıaların ıslah yoluyla mevcut davada kusur sebebi hâline getirilemeyeceği yönündedir.
Bu yaklaşımın temel gerekçesi yine aynı ilkeye dayanır:
“Her dava açıldığı tarihteki koşullara göre değerlendirilir.”
Dolayısıyla taraflar ıslah yoluyla yeni vakıa eklese bile, dava tarihinden sonra ortaya çıkan olayların mevcut davada boşanma sebebi veya kusur nedeni olarak değerlendirilmesi çoğu zaman mümkün görülmemektedir.
Bu nedenle uygulamada yalnızca ıslaha güvenilmesi ciddi hak kaybı riskleri doğurabilir.
3.2. İddia ve Savunmanın Genişletilmesi Yasağı
Boşanma davalarında yeni vakıaların ileri sürülmesindeki bir diğer sorun ise HMK’daki iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağıdır.
Dilekçeler aşaması tamamlandıktan sonra tarafların yeni vakıa ileri sürmesi kural olarak sınırlıdır. Islah bazı durumlarda bu yasağı aşabilse de, boşanma davalarında dava tarihi sınırı çoğu zaman belirleyici olmaktadır.
Bu nedenle dava sonrasında ortaya çıkan sadakatsizlik vakıalarının mevcut dosyada değerlendirilmesi konusunda uygulamada ciddi tartışmalar bulunmaktadır.
Yargıtay’ın baskın yaklaşımı dikkate alındığında, yeni olayların ayrı dava konusu yapılması usul güvenliği bakımından daha güçlü görülmektedir.
- Yeni Sadakatsizlik Olgusu Nedeniyle Ayrı Dava Açılması
4.1. Yeni Vakıanın Hukuki Niteliği
Dava devam ederken ortaya çıkan sadakatsizlik davranışı, olayın özelliğine göre farklı hukuki sebeplere dayanabilir.
Örneğin;
• açık biçimde zina niteliği taşıyan davranışlar TMK m. 161 kapsamında,
• güven sarsıcı davranışlar veya sadakat yükümlülüğüne aykırılıklar ise TMK m. 166 kapsamında
ileri sürülebilir.
Uygulamada çoğu zaman zina iddiasının ispatı oldukça güç olduğundan, aynı olaylar “evlilik birliğini temelinden sarsan davranış” kapsamında da değerlendirilmektedir.
Özellikle sosyal medya yazışmaları, otel kayıtları, birlikte yaşam olgusu, üçüncü kişilerle yoğun duygusal ilişki kurulması veya evlilik ciddiyetini zedeleyen davranışlar, TMK m. 166 çerçevesinde güven sarsıcı hareket olarak ileri sürülebilmektedir.
4.2. Davaların Birleştirilmesi
Yeni sadakatsizlik olgusuna dayanılarak ayrı bir boşanma davası açıldığında, iki dosya arasında doğal bir bağlantı oluşur.
Çünkü:
• taraflar aynıdır,
• uyuşmazlık aynı evlilik birliğinden kaynaklanmaktadır,
• kusur değerlendirmesi birbirini etkiler,
• nafaka ve tazminat talepleri bağlantılıdır.
Bu nedenle HMK m. 166 kapsamında davaların birleştirilmesi talep edilebilir.
Uygulamada en sık görülen yöntem şudur:
İlk boşanma davası devam ederken yeni sadakatsizlik olgusu ortaya çıkar. Bunun üzerine ikinci bir dava açılır ve ardından dosyaların birleştirilmesi istenir.
Bu yöntem, hem usul güvenliği sağlar hem de yeni vakıanın değerlendirme dışı kalması riskini azaltır.
- Sadakat İhlalinin Tazminat Taleplerine Etkisi
5.1. Maddi ve Manevi Tazminat Bakımından Kusurun Önemi
Türk Medeni Kanunu’nun 174. maddesi uyarınca maddi ve manevi tazminat taleplerinde kusur büyük önem taşır.
Maddi tazminat için;
• talep eden tarafın kusursuz veya daha az kusurlu olması,
• ekonomik menfaatlerinin zarar görmesi gerekir.
Manevi tazminat bakımından ise kişilik haklarına saldırı niteliğinde davranışlar aranır.
Sadakat yükümlülüğünün ihlali çoğu zaman manevi tazminat taleplerinin temel dayanaklarından biri hâline gelir. Özellikle aleni sadakatsizlik, küçük düşürücü davranışlar veya güven ilişkisini ağır biçimde sarsan eylemler manevi tazminat sebebi oluşturabilir.
Dava devam ederken gerçekleşen sadakatsizlik olgusu da tarafların kusur dengesini değiştirebilir.
Örneğin başlangıçta eşit kusurlu görülen bir taraf, dava sürecindeki sadakatsizlik nedeniyle ağır kusurlu hâle gelebilir.
Bu durum:
• nafaka taleplerini,
• maddi tazminatı,
• manevi tazminatı
doğrudan etkileyebilir.
5.2. Ancak Usul Kuralları Belirleyici Olmaya Devam Eder
Buradaki temel sorun şudur:
Yeni sadakatsizlik olgusu mevcut davada dikkate alınamazsa, buna dayalı tazminat taleplerinin de reddedilmesi gündeme gelebilir.
Nitekim Yargıtay kararlarında, dava tarihinden sonra gerçekleşen sadakatsizlik mevcut dosyada değerlendirme dışı bırakıldığında, manevi tazminatın da hukuki dayanağını kaybettiği görülmektedir.
Bu nedenle uygulamada en güvenli yaklaşım;
• yeni vakıayı ayrı dava konusu yapmak,
• kusur etkisini açık biçimde ortaya koymak,
• davaların birleştirilmesini istemek
şeklinde ortaya çıkmaktadır.
- Sonuç
Boşanma davası açılması, evlilik birliğini kendiliğinden sona erdirmez. Bu nedenle sadakat yükümlülüğü de boşanma kararının kesinleşmesine kadar kural olarak devam eder.
Ancak dava devam ederken ortaya çıkan sadakatsizlik olgularının mevcut boşanma dosyasında nasıl değerlendirileceği, uygulamada hem maddi hukuk hem de usul hukuku bakımından önemli tartışmalara yol açmaktadır.
Yargıtay’ın baskın yaklaşımına göre dava tarihinden sonra gerçekleşen olaylar mevcut davada doğrudan hükme esas alınamaz. Bu nedenle yeni sadakatsizlik vakıasının ayrı bir dava konusu yapılması ve gerekli hâllerde davaların birleştirilmesi en güvenli yöntem olarak kabul edilmektedir.
Her ne kadar bazı kararlar savunma yoluyla ileri sürülmesini mümkün görse de, uygulamada hak kaybını önleyen en güçlü yöntem;
• delillerin hukuka uygun biçimde toplanması,
• yeni vakıaya dayalı ayrı dava açılması,
• uygun hukuki sebebin doğru belirlenmesi,
• bağlantı nedeniyle birleştirme talep edilmesi
şeklinde ortaya çıkmaktadır.
Sonuç olarak boşanma yargılamalarında yalnızca maddi hukuk değil, usul hukuku kuralları da belirleyici rol oynamaktadır. Özellikle dava tarihinden sonra ortaya çıkan sadakatsizlik vakıalarında yanlış usul stratejisi izlenmesi, ciddi hak kayıplarına yol açabilir. Bu nedenle somut olayın özelliklerine göre dikkatli bir hukuki değerlendirme yapılması büyük önem taşımaktadır. Yalova boşanma avukatı, yalova avukat için Avukat Ahmet Anıl Sözbilici | Yalova Avukat | Yalova Boşanma Avukatı | Yalova Ceza Avukatı ile iletişime geçiniz.