Çocukların Mutat Meskene İadesi ve Aile Hayatına Saygı Hakkı Bağlamında 04/03/2026 Tarihli Anayasa Mahkemesi Kararının Değerlendirilmesi
08.06.2026 Tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan kararla Anayasa Mahkemesi, uluslararası çocuk kaçırma iddiası kapsamında çocukların mutat meskene iadesine ilişkin verilen yargı kararlarını, Anayasa’nın 20. Maddesi ile güvence altına alınan “Aile Hayatına Saygı Hakkı” yönünden değerlendirdi.
MUTAT MESKEN ve ULUSLARARASI ÇOCUK KAÇIRMA NEDİR?
Yabancı uyruklu veya iki vatandaşlık sahibi kişilerden çocuk sahibi olan Türk vatandaşları boşanma veya ayrılık durumlarında sıkça çocuğun kaçırılması gibi travmatik bir durumla karşılaşılabilmektedir.
Çocuğun yurtdışından Türkiye’ye kaçırılması veya çocuğun Türkiye’den yurtdışına kaçırılması halinde, kişilerin bulundukları ülkeye veya kaçırılan ülkeye göre hukuki adımlar atması gerekmektedir.
Özellikle yabancılık unsuru taşıyan evliliklerin sona ermesiyle karşımıza çıkan uluslararası çocuk kaçırma ve çocukların iadesi sorunu, yalnızca tek bir devletin hukukunun uygulama alanına girmediğinden bu konuda uluslararası sözleşmeler yoluyla düzenlemeler yapılmıştır.
1980 tarihli Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Veçhelerine Dair Sözleşme (Lahey Sözleşmesi), uluslararası çocuk kaçırma ve kaçırılan çocukların iadesine ilişkin düzenlemeleri ihtiva etmektedir. Sözleşme ile amaçlanan; çocuğun üstün menfaatini gözetmek kaydıyla mutad mesken ülkesinden hukuka aykırı bir biçimde kaçırılan ya da alıkonulan çocuğun mutad mesken ülkesine iadesinin sağlanmasıdır.
Sözleşme, yasa dışı kaçırılan veya taraf devletlerden birinde alıkonulan çocuğun ivedi şekilde iadesini ve ebeveyn tarafından gerçekleştirilen uluslararası çocuk kaçırma vakalarının çözümü hususunda hızlı bir prosedür öngörmekte ve Sözleşme’de yer verilen sınırlı sayıdaki istisnai hâller dışında çocuğun bulunduğu ülkenin yetkili makamlarının çocuğu mutat ikametgâhı olan ülkesine ivedi şekilde iade etmesini zorunlu kılmaktadır.
Sözleşme uyarınca açığa kavuşturulması gereken husus, uluslararası çocuk kaçırma kavramından ne anlaşılması gerektiğidir. Uluslararası çocuk kaçırma, çocuk üzerinde koruma veyahut ziyaret hakkına sahip bir kimsenin çocuğu haksız olarak mutat mesken ülkesi dışındaki bir ülkeye götürmesi veya burada alıkoymasıdır. Belirtmek gerekir ki 1980 tarihli Sözleşmenin uygulama alanı bulabilmesi için hem çocuğun mutat mesken ülkesinin hem de kaçırıldığı veya alıkonduğu ülkenin Sözleşmeye taraf devlet olması gerekmektedir. Ayrıca Sözleşme uluslararası çocuk kaçırma durumlarına ilişkin olarak yalnızca idari alanda iade usulüne ilişkin düzenlemeler getirmekte olup, adli süreçlere ilişkin herhangi bir hükmü haiz değildir. Diğer bir ifadeyle uluslararası çocuk kaçırma durumlarında adli süreç sözleşmeye taraf devletin iç hukukuna bırakılmıştır.
Sözleşme uyarınca belirsizlik barındıran mutat mesken kavramının da açığa kavuşturulması gerekmektedir. Öğretide mutat meskenin ne olduğu konusunda bir tanım mevcut değildir. İkametgahtan farklı olarak mutat mesken bir kimsenin sürekli olarak kalmak niyetiyle oturduğu yer değildir. Uzun süre kalma niyeti olmasa dahi bir yer bir kimsenin mutat meskeni olabilir. Dolayısıyla mutat mesken fiili bir durumu ifade etmektedir.
Her çocuk, menfaatleri aksini gerektirmedikçe ebeveyni ile doğrudan ve düzenli olarak kişisel ilişkisini sürdürme hakkına sahiptir. Çocukların ebeveyninden birinin velayet hakkını ihlal etmek suretiyle kaçırılmaları veya alıkonulmaları hâlinde, Lahey Sözleşmesi’ne göre çocukların mutat meskenlerine derhâl iade edilmesi kuraldır. Bu kuralın istisnası ise çocuğun iade edilmesinin çocuğu fiziki veya psikolojik bir tehlikeye maruz bırakacağının veya başka bir şekilde müsamaha edilemeyecek bir duruma düşüreceğinin tespit edilmesidir. Buna göre çocuğun geri döndürülmesi, çocuğu ağır fiziksel veya psikolojik zarar riskine maruz bırakmadıkça veya başka bir şekilde katlanılmaz bir duruma sokmadıkça, kural olarak kaçırılan çocuğun ivedi olarak iadesi gerekmekte, böylece Sözleşme ile aile ilişkilerinin sürdürülebilirliği amaçlanmaktadır. Çocukların kaçırıldığı veya alıkonulduğu ortama alışması veya yaş küçüklüğü Lahey Sözleşmesi kapsamında tek başına iadeden kaçınma sebebi olarak kabul edilmemektedir.
ÇOCUĞUN MUTAT MESKENE İADESİ KARARI VERİLEBİLMESİ İÇİN AYM’NİN DİKKATE ALDIĞI KRİTERLER NELERDİR?
AYM tarafından ulusal ve uluslararası mevzuata göre çocuğun mutat meskene iadesi kararlarına ilişkin yapılan değerlendirmelerde şu hususlar göz önüne alınmaktadır:
- tarafların koşulları ayrıntılı bir şekilde incelenmeli,
- tarafların çıkarları ile çocuğun yüksek menfaati arasında bir denge kurulmalı ve sonuç olarak çocuk için en iyi çözümün ne olduğu tespit edilerek karar verilmelidir.
Çocuğun üstün yararına olanın ve mutat meskenin belirlenmesi sürecinde, özellikle anneye bağımlılık çağındaki çocuklar yönünden; çocuğun yaşı, anneyle yaşadığı yer ve süre, annenin yaşam koşullarına alışma düzeyi ile annenin çocukla birlikte çocuğun iade edileceği ülkede yaşama olanağı olup olmadığı hususları gözetilmeli, çocuğun iadesi hâlinde maruz kalabileceği riskler tespit edilmelidir. Bu kapsamda anneye bağımlılık çağında olan ve doğumundan itibaren anne tarafından bakılan çocukların, anne yanındayken alıştığı koşullardan ve anneden koparılarak başka bir ülkeye gönderilmesinin çocuk üzerinde olumsuz etkilerinin olabileceği göz ardı edilmemelidir
AYM KARARINA KONU OLAYDA;
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan kadınla, hem TC hem de Hollanda Krallığı vatandaşı olan erkeğin 2014 yılında yaptıkları evliliklerinden Hollanda’da 3 kız çocukları dünyaya gelmiş, taraflar Hollanda’da ikamet ederken 2018’de boşanmıştır. Boşanma hükmü 2022 yılında Türkiye’de tenfiz edilerek kesinleşmiş ve Türkiye’deki nüfus kayıtlarına da işlenmiştir.
Başvurucu kadın, müşterek çocuklarla birlikte 2022 yılında Türkiye’ye gelmiş ve burada yaşamaya başlamıştır. Başvurucu kadın, Türkiye’ye geldikten sonra çocukların babası, dönüş tarihi olarak kararlaştırılan tarihte başvurucunun çocuklarla birlikte Hollanda’ya dönmediği, çocukların rızası hilafına alıkonulduğunu iddia ederek Lahey Sözleşmesi uyarınca çocukların mutat meskene iadesi talebiyle Hollanda makamlarına başvurmuştur.
Hollanda makamlarının ihbarı üzerine 28/2/2023 tarihinde İzmir 8. Aile Mahkemesinde çocukların mutat meskene iadesi talebiyle başvurucu anneye dava açılmıştır.
Aynı zamanda 2022 yılında İzmir 6. Aile Mahkemesince verilen boşanma hükmünün tenfizi kararında, çocukların velayetine ilişkin bir düzenleme bulunmadığından ve bu nedenle çocukların velayeti askıda kaldığından, İlçe Nüfus Müdürlüğü tarafından velayetin düzenlenmesi için aile mahkemesine ihbarda bulunulmuş ve velayet davası açılmıştır. 6/6/2023 tarihinde çocukların velayetlerinin anneye verilmesine ve baba ile çocuklar arasında ise refakatçi eşliğinde kişisel ilişki kurulmasına karar verilmiştir. Davalı babanın karara karşı istinaf kanun yoluna başvurması üzerine İstinaf Mahkemesi tarafından yapılan incelemede, alınan sosyal inceleme raporuna babanın itirazları ve annenin yeni eşi hakkındaki iddialarının değerlendirilmediği gerekçesiyle Yerel Mahkemenin kararı kaldırılmıştır.
İzmir 8 Aile Mahkemesinde görülen çocukların mutad meskene iadesi davasında ise 15/6/2023 tarihinde iade talebinin reddine karar verilmiş, karar gerekçesinde müşterek çocukların sosyal hizmet uzmanıyla yaptıkları görüşmelerde anneleri ile birlikte kalmak istediklerine dair beyanları ve “çocukların yaşı, devam eden eğitimleri sebebiyle müşterek çocukların velayetinin davalı annede kalmasında bir sakınca görülmemiştir. Müşterek çocukların anne yanında fiziki veya psikolojik bir tehlikeye maruz kalabileceğine dair herhangi bir risk faktörüne ya da risk emaresine rastlanmamıştır. Ayrıca başka bir şekilde müsamaha edilemeyecek bir duruma düşeceği yönünde ciddi bir riske ya da risk emaresine de rastlanmamıştır.” şeklindeki uzman görüşünün dikkate alındığı belirtilmiştir. Ayrıca çocukların psikososyal ve fiziksel açıdan anne sevgi ve ilgisine ihtiyaç duyacak yaşta oldukları, bu çağda annenin sevgi ve şefkatinden mahrum kalacak olmanın çocukları fiziki ve psikolojik tehlikeye maruz bırakabileceği, çocuklarla anne ve babanın yarışan menfaatleri arasında dengenin kurulması gerektiği, çocukların üstün yararı ve menfaati gereğince davanın reddine karar verildiği ifade edilmiştir.
Davacı baba ve İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı bu karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmuş ise de istinaf başvurusu reddedilmiştir.
Anılan kararın davacı baba tarafından temyiz edilmesi üzerine, 18/4/2024 tarihinde Yargıtay 2. Hukuk Dairesi (Daire) tarafından temyiz başvurusunun kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Yerel Mahkeme, bozma kararına uyarak davanın kabulü ile çocukların mutat meskeni olan babasının bulunduğu Hollanda’ya iadesine karar vermiştir. Başvurucu kadın, karara karşı temyiz yoluna başvurmuş, ancak 20/2/2025 tarihinde temyiz taleplerinin reddi ile karar onanmıştır.
Başvurucu kadın tarafından 7/4/2025 tarihinde çocukların mutad meskene iadesi kararına karşı Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunulmuştur.
Bu süreçte, velayet davasında verilen ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması akabinde yeniden yapılan yargılama devam ederken, taraflar Mahkemeye 12/5/2025 tarihli bir protokol sunarak ortak velayet, iştirak nafakası miktarı, çocukların fiilen kimin yanında yaşayacakları ve kişisel ilişki kurulması hususlarında anlaşma sağlamıştır. Buna göre Mahkeme tarafından 13/5/2025 tarihinde verilen kararla, çocukların ortak velayetlerinin anne ve babaya verilmesine, ortak velayet altındaki müşterek çocukların fiilen başvurucu anne ile birlikte yaşamalarına, fiilen anne yanında kalacak olan ortak velayet altındaki müşterek çocuklar ile baba arasındaki şahsi münasebetin tarafların anlaşmaları doğrultusunda kurulmasına, babanın müşterek çocuklar için iştirak nafakası ödemesine karar verilmiştir.
Türkiye’de ikamet eden başvurucu anne 23/1/2023 tarihinde yeni bir evlilik yapmış olup bu evlilikten bir kız çocuğu dünyaya gelmiş, müşterek çocukların babasının ise 14/10/2024 tarihinde Türk vatandaşlığından çıkmasına izin verilmiş olup baba anılan tarihten itibaren sadece Hollanda Krallığı vatandaşıdır.
Başvurucu annenin AYM başvuru gerekçeleri önem arz etmektedir. Başvurucu,anne, aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin;
- Müşterek çocukların babasının rızası ile Türkiye’ye geldiklerini ve burada yaşamaya başladıklarını,
- Çocuklarının babası ve bu kişinin ailesinin kendisini tehdit etmesi sebebiyle Hollanda’ya dönemediğini,
- Türkiye’de yeni bir evlilik yaptığını, bu evliliğinden bir kızı daha olduğunu, çocukların Hollanda’ya iadesine karar verildiği takdirde yeni doğan kardeşlerinden ayrı kalmalarına sebebiyet verileceğini,
- Bunun yanında çocukların bulunduğu yere aidiyet geliştirdiğini, kendisinden ve kardeşlerinden ayrılmalarının psikososyal gelişimleri açısından travmatik sonuçlar doğuracağını,
- Hollanda’daki yaşam koşulları araştırılmadan ve çocukların iadesi hâlinde fiziksel veya psikolojik olarak bir tehlikeye maruz kalıp kalmayacakları yönünde araştırma yapılmadan karar verildiğini; nitekim anne bakımına, sevgisine ve ilgisine muhtaç, doğumlarından itibaren anne tarafından bakılan çocukların beyanlarında, babanın ve babaannelerinin kendilerine yönelik davranışlarıyla ilgili olumsuzlukları belirttiklerini ancak bu beyanların ve düzenlenen sosyal inceleme raporlarındaki görüşlerin dikkate alınmadığını, kaldı ki çocukların Hollanda’ya iade edilmesi hâlinde ailesinden ayrı bir ikametgâhı bulunmayan babanın üç kız çocuğuna bakma imkânının olmadığını, bu nedenle kurum bakımına alınmalarının söz konusu olabileceğini ileri sürerek yeniden yargılama talep etmiştir.
AYM, İADE KARARI İLE AİLE HAYATINA SAYGI HAKKININ İHLAL EDİLDİĞİNE KARAR VERMİŞTİR.
Anayasa Mahkemesi tarafından yapılan incelemede, somut olayın koşulları, çocuğun üstün yararı ilkesi ve Lahey Sözleşmesi birlikte gözetilmek suretiyle aile hayatına saygı hakkı kapsamında ilgili ve yeterli gerekçeyle ve araştırmayla bir değerlendirme yapılmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
“Çocuğun Üstün Yararı” ilkesine göre çocukların anne yanında kalmaları gerektiğine karar verilmiştir.
Somut olayda aşamalarda hazırlanan uzman raporlarını değerlendiren AYM tarafından, çocuklar ile anne arasında güven ve sevgi bağının gelişmiş olduğu, çocukların annenin yanında yeni kurulan aile ortamı içinde yeni doğan kardeşleriyle birlikte yaşadıkları, daha önce bireysel olarak yaşamadıkları bir ortamda annelerinden ve kardeşlerinden ayrı kalarak yaşamalarının ise çocukların duygusal olarak örselenerek psikososyal kimlik gelişimleri açısından travmatik sonuçlar doğurabileceği tespit edilmiştir.
Fiziksel veya psikolojik zarar riski yönünden yargılamanın eksik yürütüldüğüne karar verilmiştir.
Babanın çocuklara yönelik kötü davranışlarda bulunduğu, başvurucu kadının tehdit alması nedeniyle Hollanda’ya dönemediği ve eski eşin Hollanda’daki yaşam koşullarına ilişkin iddialar incelenmeyerek, babanın yaşam koşulları ve çocukların mutat meskene iadesi hâlinde fiziksel veya psikolojik olarak bir tehlikeye maruz kalıp kalmayacakları yeterince araştırılmadan iade kararı verildiği tespit edilmiştir.
Kardeş birliği gözetilmeden çocukların mutat meskene iadesinin sakıncalı olup olmadığı Mahkeme tarafından araştırılmamıştır.
AYM kararının gerekçesinde, annenin yeni bir evlilik yaptığı ve bu evlilikten de bir çocuğu olduğu gözetildiğinde mevcut durumda Türkiye’de yaşamın devam etmesiyle kardeş birliğinin sağlandığı, iade hâlinde çocukların anneden ve kardeşleriyle birlikte yaşadığı ortamdan koparılmasının sakınca içerip içermediğinin Mahkeme tarafından değerlendirilmediği, bu bağlamda çocukların üstün yararı ve Lahey Sözleşmesi birlikte göz önüne alınarak bir sonuca ulaşılması gerektiği belirtilmiştir
İade kararının verilebilmesi için somut olayın koşulları dikkatlice incelenmelidir.
AYM tarafından verilen kararda, çocukların başvurucu anne yanında bulunduğu ortama alışmalarının veya yaş küçüklüğünün tek başına iadeden kaçınma sebebi olarak kabul edilmediği, ancak çocuğun üstün yararı ilkesi gereğince anneye bağımlılık çağındaki küçüklerin anneden koparılarak mutat meskene iade edilmesi durumunda maruz kalabilecekleri fiziki veya psikolojik tehlikelerin, somut olayın koşulları bağlamında gözetilmesi gerektiğini belirtmiştir. Özellikle çocukların iade edilmesi talep edilen mutat meskende yaşayacağı koşullar ve maruz kalabilecekleri risklerin araştırılmaması ya da tespit yapılamaması durumlarında, çocukların mevcut koşullarının değiştirilmesindeki risklerin daha da önem arz edeceği vurgulanmıştır.
Sonuç olarak AYM tarafından somut olayın koşulları, çocuğun üstün yararı ilkesi ve Lahey Sözleşmesi birlikte gözetilmek suretiyle aile hayatına saygı hakkı kapsamında ilgili ve yeterli gerekçeyle ve araştırmayla bir değerlendirme yapılmadığına, bu nedenlerle Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine, ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasına karar verilmiştir.
Bu kararla birlikte mahkemeler tarafından mutat meskene iade kararı verilirken; çocuğun üstün yararı ile tarafların yarışan menfaatleri arasında adil bir denge kurulması zorunlu hale gelmiştir. Artık mahkemelerce ve uzmanlarca çocukların anneye/kardeşlere olan bağlılığı, alıştıkları ortamdan koparılmalarının yaratacağı psikolojik riskler ve iade edilecekleri ülkedeki yaşam koşullarının çok daha detaylı bir şekilde araştırılması gerekecek; aksi yöndeki kararlar “aile hayatına saygı hakkının ihlali” sayılacaktır.